KARAR BİLGİ FORMU

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ
Kararı Veren Birim
Birinci Bölüm
Karar Türü (BasvuruSonucu)
Esas (İhlal)
Künye
Künye
Başvuru Adı
KASIM SIĞINÇ VE DİĞERLERİ
Başvuru No
9517
Başvuru Tarihi
27/3/2019
Karar Tarihi
9/1/2024
Resmi Gazete Tarihi
II. BAŞVURU KONUSU
Başvuru, kamu görevlisi olan başvurucuların üyesi oldukları sendikaların çağrıları üzerine katıldıkları basın açıklaması nedeniyle disiplin cezasıyla cezalandırılmalarının toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.
III. İNCELEME SONUÇLARI
Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı Kamu görevlisi disiplin cezası Kişi Bakımından Yetkisizlik
İhlal Manevi tazminat, Yeniden yargılama
IV. İLGİLİ HUKUK

KARAR

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

KASIM SIĞINÇ VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2019/9517)

 

Karar Tarihi: 9/1/2024

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Recai AKYEL

 

 

Selahaddin MENTEŞ

 

 

İrfan FİDAN

 

 

Muhterem İNCE

Raportör

:

Ali Erdem ŞAHİN

Başvurucular

:

1. Kasım SIĞINÇ

 

 

2. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası

Vekili

:

Av. Bedia BORAN BULUT

Başvurucu

:

3. Zahir AKTAŞ

Vekili

:

Av. Duygu DEMİREL BAŞAR

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, kamu görevlisi olan başvurucuların üyesi oldukları sendikaların çağrıları üzerine katıldıkları basın açıklaması nedeniyle disiplin cezasıyla cezalandırılmalarının toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.

2. Başvurucular, olay tarihinde Muş'taki çeşitli kamu kurumlarında görev yapmaktadır. Başvurucuların ayrıca Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (EĞİTİM SEN) veya Büro Emekçileri Sendikası (BES) üyeliği bulunmaktadır.

3. Başvurucular, üyesi oldukları sendikaların aldığı "belirli platformlar tarafından yapılacak tutuklama ve gözaltı konulu basın açıklamalarına üye ve yöneticilerin katılmasına" ilişkin kararlar üzerine Muş Emek ve Demokrasi Platformunun aralarında Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) yöneticilerinin de olduğu dört kişinin terörle mücadele kapsamında tutuklanmasını protesto etmek amacıyla düzenlediği 15/9/2015 tarihli basın açıklamasına katılmıştır (aynı içerikli sendika kararının tam metni için bkz. Güven Çelik ve Kadri Dursun, B. No: 2018/5060, 8/6/2023, § 3).

4. Olay Yeri Tutanağı'na göre DBP'nin organize ettiği basın açıklaması, 75 katılımcıyla il belediyesi meydanında yapılmış ve yaklaşık yarım saat sürmüştür. Basın açılaması metni, bir DBP yöneticisi tarafından okunduktan sonra Halkların Demokratik Partisi (HDP) Muş milletvekilleri çeşitli konuşmalar yapmıştır. Basın açıklaması esnasında "...arkadaşlarımızın şahsında tüm haksız tutuklamaları kınıyoruz DBP il örgütü" yazılı pankart açılmış ve "siyasi tutsaklar onurumuzdur; baskılar bizi yıldıramaz; yaşasın halkların kardeşliği; savaşa hayır, barış hemen şimdi" şeklinde sloganlar atılmıştır.

5. İdare, söz konusu basın açıklamasına katılması nedeniyle başvurucular hakkında disiplin soruşturmaları başlatmıştır. Başvurucular konuya ilişkin beyanlarında basın açıklamasına sendika kararları kapsamında gözlem ve bilgi paylaşımı amacıyla katıldıklarını ifade etmiştir. Soruşturmalar neticesinde başvurucuların basın açıklamasına katılma şeklindeki eylemlerinin 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125. maddesinin birinci fıkrasının (D) bendinin (o) alt bendi uyarınca herhangi bir siyasi parti yararına veya zararına fiilen faaliyette bulunmak kapsamında kaldığı gerekçesiyle kademe ilerlemesinin durdurulması cezası ile cezalandırılmalarına karar verilmiştir.

6. Başvurucular, haklarında tesis edilen disiplin cezalarının iptali talebiyle idare mahkemelerine başvurmuştur. İlk derece mahkemeleri, somut olaya konu tespitler (sloganlar, pankart ve katılımcıların siyasi kimlikleri) ışığında (bkz. §§ 3-4) basın açıklamasının sendikal faaliyet kapsamında değerlendirilemeyeceğini belirtmiştir. Nihayetinde başvurucuların siyasi bir parti tarafından organize edilen ve siyasi bir protesto niteliğinde olan basın açıklamasına katıldıklarının sabit olduğu gerekçesiyle davalar reddedilmiştir. Söz konusu kararlar istinaf kanun yolunda kesinleşmiştir.

7. Başvurular süresi içinde yapılmıştır. Komisyonca 2019/10979 numaralı başvurunun 2019/9517 numaralı başvuru ile birleştirilmesine karar verilmiştir.

8. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

A. Gerçek Kişi Başvurucular Yönünden

9. Başvurucular; üyesi oldukları sendikanın aldığı kararları icra etmeleri nedeniyle disiplin cezasıyla cezalandırılmalarının toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme, dernek ve sendika kurma, adil yargılanma hakları ile ifade özgürlüğü ve ayrımcılık yasağını ihlal ettiğini ileri sürmüşlerdir. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; somut olayda temel hak ve özgürlüklere bir müdahalenin bulunup bulunmadığı, bulunduğu düşünüldüğü takdirde müdahalelerin meşru bir amacı haiz olup olmadığı, başvurucuların temel hak ve özgürlükleri ile devlet memuru olarak sadakat, güven ve itibar duygusunu sarsmama yükümlülüğü arasında adil bir denge kurulup kurulmadığı, bu anlamda mahkeme kararlarının ilgili ve yeterli gerekçeler içerip içermediği hususu değerlendirilirken ilgili ulusal ve uluslararası mevzuat hükümleri ile yargı içtihatlarının dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu Kasım Sığınç, Bakanlık görüşüne karşı beyanında bireysel başvuru formunda ileri sürdüğü iddiaları yinelemiştir.

10. Anayasa Mahkemesi, önceki kararlarında kamu görevlileri sendikalarının faaliyet alanlarına ilişkin oldukça geniş açıklamalarda bulunmuştur (Ahmet Parmaksız [GK], B. No: 2017/29263, 22/5/2019, §§ 50, 62; Ayfer Altuntaş ve İkbal Ünzile Gürsoy, B. No: 2018/24874, 31/3/2022, §§ 26, 36). Somut olaya konu sendika kararları belirli platformlar tarafından yapılacak tutuklama ve gözaltı konulu basın açıklamalarına sendika üyelerinin ve yöneticilerinin gözlemci olarak katılması talebine ilişkindir. Buna göre kamu görevlileri sendikalarının çekirdek faaliyet alanı ile ilgili olmayan basın açıklamasına katılım nedeniyle yapılan müdahalelerin toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı kapsamında incelenmesine karar verilmiştir (benzer değerlendirmeler için bkz. Leyla Sezen, B. No: 2016/15197, 29/5/2019, § 22; Gülistan Atasoy ve diğerleri [GK], B. No: 2017/15845, 21/1/2021, § 39).

11. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

12. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yönelik müdahalenin dayanağı olan 657 sayılı Kanun’un 125. maddesinin birinci fıkrasının (D) bendinin (o) alt bendinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır. Müdahalenin kamu hizmetlerinin tarafsızlığının ve nesnelliğinin sağlanmasına yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan kamu düzeninin korunması meşru amacını taşıdığı değerlendirilmiştir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması gerekir (Yılmaz Güneş ve Yusuf Karadaş, B. No: 2015/10676, 26/12/2018, §§ 36-40; Gülistan Atasoy ve diğerleri §§ 59-63; Abdulkadir Öztürk, B. No: 2019/13420, 31/3/2022, § 36). Bu itibarla müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluğu yönünden inceleme yapılacaktır.

1. Toplantı Hakkına İlişkin Genel Değerlendirmeler

13. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, demokratik toplumun en temel değerleri arasında yer almakta olup bu hakkın bireylerin ortak fikirlerini birlikte savunmak ve başkalarına duyurmak için bir araya gelebilme imkânını korumayı amaçlamaktadır. Kolektif bir şekilde kullanılan ve düşüncelerini ifade etmek isteyen kişilere şiddeti dışlayan yöntemlerle düşüncelerini açıklama imkânı veren bu hak çoğulcu demokrasilerin gelişmesinde zorunlu olan farklı düşüncelerin ortaya çıkmasını, korunmasını ve yayılmasını güvence altına almaktadır (Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, § 115; Osman Erbil, B. No: 2013/2394, 25/3/2015, § 45; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri [GK], B. No: 2014/920, 25/5/2017, § 79; Yılmaz Güneş ve Yusuf Karadaş, § 31; Dilan Ögüz Canan, B. No: 2014/20411, 30/11/2017, § 36).

14. Bu hak, ifade özgürlüğünün özel bir biçimidir. Anayasal haklar içinde kendine has özerk rolünün ve özel uygulama alanının varlığına rağmen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı aynı zamanda ifade özgürlüğü ışığında değerlendirilmelidir. İfade özgürlüğünün demokratik ve çoğulcu bir toplumdaki önemi, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı için de geçerlidir (Dilan Ögüz Canan, § 34; Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 115; Osman Erbil, §§ 31, 45; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri, § 72; Gülşah Öztürk ve diğerleri, B. No: 2013/3936, 17/2/2016, § 66; Ömer Faruk Akyüz, B. No: 2015/9247, 4/4/2018, § 52). Sonuç olarak toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır (Dilan Ögüz Canan, § 35; Ömer Faruk Akyüz, § 55; Yılmaz Güneş ve Yusuf Karadaş, § 32; Figen Yüksekdağ Şenoğlu (5), B. No: 2017/24556, 14/9/2022, § 47).

2. Anayasa Mahkemesinin Somut Olaya İlişkin Değerlendirmesi

15. Somut olayda başvurucular, katıldıkları basın açıklamasının siyasi bir partinin yararına veya zararına fiilen faaliyette bulunma kapsamında kabul edilmesi nedeniyle disiplin cezası ile cezalandırılmıştır (bkz. § 5). Yargılama neticesinde, başvurucuların siyasi bir parti tarafından düzenlenen ve siyasi bir protesto niteliğinde olan basın açıklamasına katıldıklarının sabit olduğu ve söz konusu eylemlerin sendikal faaliyet kapsamında kalmadığı belirtilerek davaların reddine karar verilmiştir. Anılan kararlar istinaf kanun yolunda kesinleşmiştir (bkz. § 6).

16. Açıktır ki idare ve derece mahkemeleri, başvurucunun tabi olduğu statü hukukuna aykırı hareket ettiği sonucuna varmıştır. Anayasa'nın 128. maddesinin birinci fıkrasına göre devletin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülmektedir. Anayasa'nın 128. maddesinin ikinci fıkrasında ayrıca önemi nedeniyle memurların ve diğer kamu görevlilerinin görev ve yetkilerinin, haklarının ve yükümlülüklerinin kanunla düzenleneceği de ifade edilmiştir. Anayasa'nın 129. maddesinin birinci fıkrasında ise memurlar ve diğer kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlü olduklarının altı çizilmiştir. 657 sayılı Kanunu’nun 7. maddesine göre ise devlet memuru, tarafsızlığını gölgeleyecek şekilde bir siyasi parti, kişi veya zümrenin yararını veya zararını hedef tutan bir davranışta bulunamayacağı gibi siyasi ve ideolojik amaçlı beyanda da bulunmaz. Nitekim aynı Kanun'un 125. maddesine göre herhangi bir siyasi parti yararına veya zararına faaliyette bulunan devlet memurlarına disiplin cezaları verilir.

17. Anayasal ve ilgili yasal çerçeve göstermektedir ki gerek Anayasa koyucu gerekse yasa koyucu kamu hizmetlerinin Anayasa’ya sadakat ödevi ile tarafsızlık yükümlülüğüne aykırı davranan ya da aykırı davranabileceği yolunda haklı ve objektif bir kanaat uyandıran kamu görevlileriyle yürütülmesini arzu etmemektedir (Şah İsmail Harmancı, B. No: 2018/15359, 17/11/2021, § 40). Söz konusu arzunun bir sonucu olarak kanun koyucu kamu görevlisinin meslek hayatı ile sınırlı olacak şekilde apolitik görünmesini amaçlamış ve bu şekilde kamu gücünü kullanan görevlilerin siyasi kutuplaşmalarda yer almasının önüne geçerek idareye tarafsız bir pozisyon kazandırmak istemiştir (Levent Tunçel, B. No: 2017/34185, 16/3/2022, § 44).

18. Hiç şüphesiz Anayasa ve kanun koyucunun söz konusu beklentisi başta ifade özgürlüğü olmak üzere temel hak ve özgürlükler alanında kamu görevlilerinin sıradan bireylere göre daha fazla sınırlanmaları anlamına gelecektir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin çok sayıda kararında altını çizdiği gibi, kamu görevlisi olmak sağladığı birtakım ayrıcalıklar ve avantajların yanında bazı külfet ve sorumluluklara katlanmayı ve diğer kişilerin tabi olmadığı sınırlamalara tabi olmayı da gerektirmektedir. Kişi kamu görevine kendi isteği ile girmekle bu statünün gerektirdiği ayrıcalıklardan yararlanmayı ve külfetlere katlanmayı kabul etmiş sayılır, kamu hizmetinin kendine has özellikleri bu avantaj ve sınırlamaları zorunlu kılmaktadır (İhsan Asutay, B. No: 2012/606, 20/2/2014, § 38; Elif Güneysu, B. No: 2017/31733, 7/10/2021, § 42; Cem Özaydın, B. No: 2017/26800, 13/1/2022, § 36). Bu sebeplerle kamu görevlilerinin ifade özgürlüğüne yapılan müdahalelerde Anayasa Mahkemesi kamu görevlisinin bu yönünü görmezden gelemez.

19. Kamu görevlileri tabi oldukları söz konusu devlet memurluğu statülerinin -kanun ve diğer alt mevzuata dayanan- gereklerini yerine getirmemeleri hâlinde bir disiplin cezası ile karşılaşacaklardır. Disiplin uygulamaları devlet organizasyonu içinde düzenin sağlanması ve korunması, memurun görevine bağlanması, hizmetlerin en etkin ve verimli bir şekilde yürütülmesi için kullanılır; hukuki gerekçeleri ve sonuçları vardır. Disiplin uygulamalarının nihai hedefi sağlanan düzen sayesinde verimli bir çalışma ortamının ve nihai olarak da kamu yararının sağlanmasıdır. Bu bakımdan disiplin cezaları memurların görevlerini layıkıyla ve uyum içinde yerine getirmesi için önemli bir araçtır (Ayfer Altuntaş ve İkbal Ünzile Gürsoy, § 53). Öte yandan münhasıran memurların görevleriyle ilgili olması disiplin cezaları hakkında yapılan değerlendirmelerin ciddiyetini azaltmamaktadır. Çünkü düşünce açıklamaları karşılığında uygulanan disiplin cezalarının kamu görevlilerinin temel hak ve özgürlükleri üzerinde bir caydırıcı etki oluşturacağı açıktır (Mehmet Alanç ve diğerleri [GK], B. No: 2017/15462, 29/9/2021, § 49; Şah İsmail Harmancı, § 41).

20. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında, düşünce açıklamaları nedeniyle kamu görevlileri hakkında verilen disiplin cezalarına ilişkin olarak idarenin ve bu tür cezaların hukuka uygunluğunu denetleyen yargı mercilerinin -subjektif yorumlardan kaçınmaları için- yapmaları gerekenleri açıklamıştır. Bu itibarla anılan mercilerin en azından şu değerlendirmeleri yapmaları beklenir (diğerleri arasından bkz. Sinan Akbulut, B. No: 2019/1396, 2/11/2022, §§ 30-34; Jülide Hansu, B. No: 2018/21380, 3/11/2022, §§ 29-33; Serdar Topal, B. No: 2018/23179, 16/11/2022, §§ 26-30):

i. Söz konusu olan ifade özgürlüğü olduğu için devlet memurlarının da birer birey olduğu, siyasi görüş sahibi olma, ülke sorunlarıyla ilgilenme, tercih yapma gibi sosyal yönlere sahip olma haklarının bulunduğu gözardı edilmemelidir (Hasan Güngör, B. No: 2013/6152, 24/2/2016, § 49; Zeki Çınar, B. No: 2016/3585, 12/6/2019, §§ 34, 35; Ömer Yalçın, B. No: 2017/30798, 29/9/2020, § 27).

ii. Sosyal yönleri de bulunan bireyler oldukları düşünüldüğünde kamu görevlilerinin her tür düşünce açıklamalarının değil siyasi partiler lehine veya aleyhine olarak başkalarını ikna etme çabası olarak kabul edilebilecek açıklamaları propaganda olarak kabul edilmelidir. Bu kapsamda bir kamu görevlisinin açıkladığı düşüncenin başkalarını siyasi partiler lehine veya aleyhine ikna etme çabası olarak kabul edilebilmesi için açıklamanın siyasi partilerle yahut siyasal meselelerle ilgili olması tek başına yeterli kabul edilemez. Dolayısıyla kamu görevlisinin bulunduğu konum ve üstlendiği devlet görevinin -içeriğiyle birlikte değerlendirildiğinde- açıklamanın yapıldığı koşullarda siyasi partiler lehine veya aleyhine olarak başkalarını ikna çabası olarak vasıflandırmaya elverişli olduğunun ortaya konulması gerekir (Sinan Akbulut, § 34).

iii. Bununla birlikte somut olayın şartlarında kamu görevlisinin düşünce açıklamasını kamu görevi statüsünün ve görev yaptığı alanın kendisine sağladığı unvanı dâhil herhangi bir olanağı kullanarak yapmışsa bunun gösterilmesi gerekir (kamu görevinin niteliğine ilişkin olarak bkz. Adem Talas [GK], B. No: 2014/12143, 16/11/2017, § 47).

iv. Buna ilaveten yapılan düşünce açıklamasının kamu hizmetlerinin sürekliliğini, etkinliğini, verimliliğini ya da gereği gibi yerine getirilmesini ne şekilde etkilediğinin ve cezayı gerekli kılan -devlet organizasyonu içinde düzenin bozulması, hizmetlerin yürütülememesi gibi- sonuçların neler olduğunun veya bu tür sonuçlara neden olmasının kuvvetle muhtemel olduğunun ortaya konulması gerekir (disiplin cezası ile cezalandırılabilmeleri için kamu görevlisinin fiillerinin memuriyetlerini etkilediğinin gösterilmesi gerekliliğine ilişkin olarak bkz. Yasin Agin ve diğerleri [GK], B. No: 2017/32534, 21/1/2021, §§ 61, 63; Levent Tunçel, §§ 42, 44; disiplin hukukunun amaçları için bkz. Ayfer Altuntaş ve İkbal Ünzile Gürsoy, § 53).

v. Her durumda kamu görevlisinin ödev ve sorumluluk derecesi bulunduğu konum ve görev yaptığı alanla bağlantılı olarak belirlenmelidir (Hikmet Aslan, B. No: 2014/11036, 16/6/2016, § 55; Hasan Güngör, § 48; hekimler yönünden benzer değerlendirmeler için bkz. Levent Tunçel, § 43).

vi. Hükmedilen disiplin cezasıyla kamusal önemi bulunan objektif amaca ulaşılabileceği, başka bir deyişle kamu görevlisinin cezalandırılmasının zorunlu bir sosyal ihtiyaca karşılık geldiği gösterilmeli; düşünce açıklamasının kamu görevini etkileme derecesiyle orantılı bir disiplin cezasına hükmedilmedir (Mehmet Alanç ve diğerleri, § 45; Şah İsmail Harmancı, § 37; Ayfer Altuntaş ve İkbal Ünzile Gürsoy, § 45).

vii. Değerlendirmeler oldukça açık, spesifik ve tekil olarak yapılmalıdır (bireyselleştirilmiş değerlendirme zorunluluğuna ilişkin olarak bkz. Şah İsmail Harmancı, § 41).

21. Söz konusu müdahalelerin kamu görevlisinin toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yöneldiği hâllerde ise anılan merciler birtakım ön değerlendirmelerde bulunmalıdır. Zira somut olayda olduğu gibi sendikaların çağrısı üzerine veya başka şekilde düzenlenmiş ve yetkililerce siyasi mesajların verildiği kabul edilen toplantıların sırf katılımcısı olan kamu görevlilerinin bir siyasi parti yararına veya zararına faaliyette bulunduğu kabul edilemez. Aksi durum ise bu tür toplantılara katılan kamu görevlilerinin otomatik olarak disiplin cezaları ile cezalandırılmalarına, başta ifade özgürlüğü ve toplantı hakkı olmak üzere temel hak ve özgürlüklerinin ciddi şekilde zarar görmesine neden olur (Güven Çelik ve Kadri Dursun, § 22).

22. Buna göre ilgili toplantının konusu, amacı, kapsamı ve seyri açık bir şekilde ortaya konulmalı; toplantıya konu edilen fikirlerin barışçıl (silahsız ve saldırısız) bir şekilde ifade edilip edilmediği incelenmelidir. Eğer toplantı şiddet içeriyorsa veya bu toplantıda şiddete çağrıda bulunuluyorsa bu toplantının barışçıl kabul edilmesi ve anayasal korumadan yararlanması mümkün değildir. Bununla birlikte her durumda siyasal ve toplumsal olaylarla ilgili olarak kamu görevlisinin bilgi edinme merakı ve duyarlılığını gösterme talebi de gözetilerek katılımcının toplantıdaki rolüne (dinleyici, konuşmacı, slogan atan gibi) ilişkin dikkatli bir ayrımda bulunulması gerekir (benzer değerlendirmeler için bkz. Yılmaz Güneş ve Yusuf Karadaş, §§ 31-56; Şah İsmail Harmancı, §§ 33-51; bilgi edinmeye ilişkin değerlendirmeler için bkz. Hasan Güngör, §§ 51,53; Hasan Güngör (2), B. No: 2015/1554, 25/12/2018, § 51; Zeki Çınar, § 45).

23. Yukarıda yer verilen açıklamalar ışığında başvurucuyu cezalandıran idarenin ve müdahalenin hukuka uygunluğu denetleyen derece mahkemelerinin gerekçeleri dikkatli bir şekilde ele alınmıştır. Anılan merciler, basın açıklamasının siyasi içerikli olduğuna ilişkin değerlendirmeleri (bkz. §§ 5, 6) haricinde Anayasa Mahkemesinin kamu görevlisinin toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yönelen bu gibi müdahalelerde uygulanmasını beklediği ve yukarıda sıralanan ilkeler (bkz. §§ 20-22) kapsamında başvurucuların hangi fiillerinin ne şekilde bir siyasi partinin yararına faaliyet olarak kabul edildiğini açıklamamıştır. Dolayısıyla şu hâlde başvurucuların basın açıklamasındaki rollerinin dinleyici olmanın ötesine geçtiğinin, organizasyonun siyasi bir karakter kazanmasına katkı sunduklarını, kamu görevi statüsünü ve görev yaptıkları alanın kendilerine sağladığı unvanı dâhil herhangi bir imkânı kullanarak söz, fiil ve davranışlarıyla belirli bir siyasi parti aleyhine olarak başkalarını ikna etme çabasına giriştiklerinin somut gerekçeyle ortaya konulduğunu kabul etmek mümkün olmamıştır (dinleyici sıfatına ilişkin değerlendirmeler için bkz. Hasan Güngör, § 53).

24. Anayasa Mahkemesi, çok sayıdaki kararında toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına gerekçesiz olarak veya Anayasa Mahkemesince ortaya konulan kriterleri karşılamayan bir gerekçe ile yapılan müdahalelerin Anayasa'nın 34. maddesini ihlal edeceğini ifade etmiştir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yapılan bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için kamu makamları tarafından ortaya konulan gerekçelerin ilgili ve yeterli olması gerekir (diğerleri arasından Dilan Ögüz Canan, § 53; Yılmaz Güneş ve Yusuf Karadaş, § 48; Kenan Güven, B. No: 2018/21657, 6/10/2022, § 13).

25. Nihayetinde somut olayda idare ve yargı mercileri, başvurucuların toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ile kamu görevlisinin kamu hizmetlerinin tarafsızlığı ve nesnelliğinin sağlanması meşru amacı arasında adil bir denge kuramamış; müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığını ilgili ve yeterli bir gerekçeyle ortaya koyamamıştır. Bununla birlikte başvurucuların kademe ilerlemesinin durdurulması cezası ile cezalandırılmaları gerçeği de göz ardı edilemez. Nitekim anılan ceza, beş dereceli disiplin cezası sisteminde dördüncü derecede yer almakta olup tekerrür durumunda başvurucuların memurluktan çıkarılmasına neden olabilecek niteliktedir. Dolayısıyla müdahaleler bireyin haber ve bilgiye ulaşma imkânı üzerinde caydırıcı bir etki yaratabileceğinden müdahalelerin orantılı da olmadığı sonucuna varılmıştır (orantılılık yönünden benzer değerlendirmeler için bkz. Hasan Güngör, § 54).

26. Açıklanan gerekçelerle başvuruya konu demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmayan müdahaleler nedeniyle Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

İrfan FİDAN ve Muhterem İNCE bu görüşe katılmamıştır.

B. Tüzel Kişi Başvurucu Yönünden

27. Başvuru, münhasıran gerçek kişi başvurucuların aldığı disiplin cezalarına ilişkindir. Başvurucu tüzel kişi, başvuru formunda temel hak ve özgürlüklere ilişkin olarak herhangi bir iddia ileri sürmemiştir. Bu anlamda tüzel kişi başvurucunun ihlale konu edilen işlem nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkının doğrudan etkilendiği söylenemez. Bu nedenle başvurunun tüzel kişi başvurucu yönünden kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir (Onur Doğanay, B. No: 2013/1977, 9/1/2014, §§ 39-47).

III. GİDERİM

28. Başvurucular ihlalin tespiti ve yeniden yargılama yapılması, başvurucu Kasım Sığınç 7.500 TL maddi ve 25.000 TL manevi, Zahir Aktaş ise 15.000 TL manevi tazminat taleplerinde bulunmuştur.

29. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği mahkemece yapılması gereken iş yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100). Eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılabilmesi için manevi zararları karşılığında taleple bağlı olarak; başvuruculardan Kasım Sığınç'a net 25.000 TL, başvurucu Zahir Aktaş'a ise net 15.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Gerçek kişi başvurucular yönünden toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

2. Tüzel kişi başvurucu yönünden başvurunun kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE İrfan FİDAN ve Muhterem İNCE'nin karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Kararın bir örneğinin toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Van 2. İdare Mahkemesi (E.2016/813, K.2017/2653) ile Erzurum 1. İdare Mahkemesine (E.2017/1662, K.2018/1167) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucu Kasım Sığınç'a net 25.000 TL, başvurucu Zahir Aktaş'a ise net 15.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 364,60 TL harç ve 18.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 19.164,60 TL yargılama giderinin başvurucu Kasım Sığınç'a; 364,60 TL harç ve 18.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 19.164,60 TL yargılama giderinin başvurucu Zahir Aktaş'a ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 9/1/2024 tarihinde karar verildi.

 

 

 

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Kamu görevlisi olan başvurucular, üyesi oldukları sendikanın çağrısı üzerine basın açıklamasına katıldıkları nedeniyle disiplin cezasıyla cezalandırılmalarının toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Mahkememiz çoğunluğu, idare ve mahkeme kararlarında başvurucuların basın açıklamasına katılmalarının disiplin cezasına konu edilmesinin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığına ilişkin ilgili ve yeterli bir gerekçenin gösterilmediğini, ayrıca orantılı olduğunun ortaya konulmadığını belirterek toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır.

2. Başvurucuların Demokratik Bölgeler Partisi tarafından terör örgütü üyeliğinden tutuklu dört kişinin tutuklanmalarını protesto etmek amacıyla organize edilen basın açıklamasına katılmaları nedeniyle haklarında yürütülen disiplin soruşturması sonunda, 657 sayılı Kanun’un 125. maddesi uyarınca “herhangi bir siyasi parti yararına veya zararına fiilen faaliyette bulunmak kapsamında kaldığı” gerekçesiyle kademe ilerlemesinin durdurulması cezası ile cezalandırılmalarına karar verilmiştir. Başvurucuların itirazını inceleyen İdare Mahkemesi de toplantıda atılan sloganlar, açılan pankart ve katılımcıların siyasi kimlikleri dikkate alındığında, basın açıklamasının sendikal faaliyet kapsamında değerlendirilemeyeceğini belirtmiştir. Nihayetinde başvurucuların siyasi bir parti tarafından organize edilen ve siyasi bir protesto niteliğinde olan basın açıklamasına katıldıklarının sabit olduğu gerekçesiyle uygulanan disiplin cezasının hukuki olduğuna karar vermiştir.

3. Mahkememiz, oybirliğiyle başvurucuların basın açıklamasına katılmaları nedeniyle idare ve Mahkeme tarafından disiplin cezası ile cezalandırılmasının 657 sayılı Kanun’un 125. maddesinin birinci fıkrasının (D) bendinin (0) alt bendinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı; müdahalenin kamu hizmetlerinin tarafsızlığının ve nesnelliğinin sağlanmasına yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan kamu düzeninin korunması meşru amacını taşıdığı sonucuna ulaşmıştır. Fakat yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı ve müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamadığı gerekçesiyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine dair çoğunluğun bu yöndeki görüşüne ise katılmıyorum.

4. Anayasa Mahkemesi, Okan Balcı ve Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası başvurusunda, kamu görevlisi olan başvurucunun üyesi olduğu sendikanın çağrısı üzerine göreve gitmemesi ve katıldığı basın açıklamasında attığı sloganlar nedeniyle disiplin cezası ile cezalandırılmasını, sendikanın eylem çağrısının çalışma hayatına ilişkin olmadığı ve çekirdek faaliyet alanında kalmadığı gerekçesi ile sendika hakkı kapsamında kalmadığını; başvurunun ifade özgürlüğü kapsamında incelenmesini gerektiğini belirtmiştir (B. No: 2018/18397, 1/3/2023, § 10). Yine, öğretmen olan başvurucunun bir siyasi partinin basın açıklamasına katılmasının siyasi parti yararına fiilen faaliyette bulunma kabul edilerek disiplin cezası verilmesini (Hasan Güngör, B. No: 2013/6152, 24/2/2016, § 20), aynı şekilde öğretmen olan başvurucunun bir siyasi partinin ilçe binasında açlık grevi yapanları ziyaret ettiği gerekçesiyle disiplin cezası verilmesini de (Hasan Güngör (2), B. No: 2015/1554, 25/12/2018, § 29) ifade özgürlüğü kapsamında incelemiştir.

5. Devletin kamu hizmetinde çalışan memurlarına bir bağlılık görevi getirmesi, ödev ve sorumluluklar yüklemesi memurların statüleri gereği meşru kabul edilebilir bir durumdur. Fakat devlet memurlarının da birer birey olduğu, siyasi görüş sahibi olma, ülke sorunlarıyla ilgilenme, tercih yapma gibi sosyal yönlere sahip olma haklarının bulunduğu şüpheden uzaktır (Hasan Güngör, § 49). Bununla birlikte, devlet memurları söz konusu olduğunda, görüşlerin dengeli ve siyaseten yansız olarak açıklanıp açıklanmadığı, kişisel tavırlar sergilenip sergilenmediği ve tarafsızlıklarının güvence altında olup olmadığı ifade özgürlüğü incelemesinde değerlendirmeye alınır. Bu bağlamda memurun bulunduğu konum ve görev yaptığı alanla ilgili olarak ödev ve sorumluluk derecesini belirlemede ulusal makamların bir takdir marjı vardır (Hasan Güngör, § 48).

6. Somut olayda, gerçek kişi başvurucuların katıldıkları basın açıklamasının; siyasi bir parti tarafından organize edilmesi, toplantıda atılan sloganlar, açılan pankartlar nedeniyle toplantının siyasi bir protesto eylemine dönüşmesi, dolayısıyla sendikal bir faaliyet kapsamında kalmadığı gerekçesiyle haklarında bir yıl süreyle kademe ilerlemesinin durdurulması disiplin cezası tesis edilmiştir. Başvurucuların idari yargı mercilerinde açtığı işlemin iptali davası reddedilerek kesinleşmiştir. Bu itibarla, disiplin cezaları memurların kariyerleri üzerinde bir tesir bırakabilme etkisini haiz olsa da somut olayda başvurucuların mevcut müdahale seçenekleri arasından eyleminin ağırlığına karşılık gelen disiplin cezası uyarınca cezalandırıldıkları anlaşılmaktadır (§§ 5-6).

7. Kanaatimce idare ve derece mahkemesi kararlarında ilgili ve yeterli gerekçe ortaya konulmuştur. Öncelikle belirtmek gerekir ki, başvurucular bir gazeteci yahut siyasi bir parti temsilcisi değildir. Başvuru tarihinde kamuda görevli öğretmen olarak görev yapmaktadır. Kamu görevlilerin de diğer kişiler gibi toplantı hakkına, ifade özgürlüğüne sahip olduğu açık ise de bulundukları görevin gereği olarak kamuoyuna yönelik bir açıklama yahut görüş paylaşımında bulunurken bazı yükümlülükler altında bulundukları da kuşkusuzdur. Somut olayda başvurucunun katıldıkları toplantının çok açık bir şekilde siyasi içerik taşıdığı ve bir partinin görüş açıklamasını içerdiği dikkate alınarak devlet memurunun itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelik taşıdığı gerekçesiyle disiplin cezasının uygulanmasının demokratik toplum düzeni bakımından gereklilik koşulunu karşıladığı görülmektedir.

8. İdare ve derece mahkemesi kararlarında, başvurucuların katıldıkları toplantının niteliği nedeniyle uygulanan disiplin cezasına dair yeterince değerlendirme yapıldığı, toplantıda yapılan açıklamaların yapıldığı tarihteki koşulların gözetildiği, disiplin cezasının orantılı olduğu, bu haliyle yapılan toplantının ve toplantıda atılan sloganların bir siyasi partinin yararına fiilen elverişli olduğu ortaya konulmuştur. Dolayısıyla idare ve mahkemenin kararlarının somut olay özelinde demokratik toplum düzeni bakımından ilgili ve yeterli gerekçeyi içermediği söylenemeyecektir.

9. Açıklanan nedenlerle, başvurucuların Anayasa’nın 34.maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme haklarının ihlal edilmediği kanaatini taşıdığımızdan çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyoruz.

 

Üye

İrfan FİDAN

Üye

Muhterem İNCE