KARAR BİLGİ FORMU

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ
Kararı Veren Birim
Birinci Bölüm
Karar Türü (BasvuruSonucu)
Esas (İhlal)
Künye
Künye
Başvuru Adı
MAHFUZ GÜLERYÜZ
Başvuru No
25276
Başvuru Tarihi
13/8/2020
Karar Tarihi
9/1/2024
Resmi Gazete Tarihi
II. BAŞVURU KONUSU
Başvuru, haksız gözaltı tedbiri dolayısıyla ödenen tazminatın yetersiz olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, adli kontrol tedbirine dayalı tazminat talebinin değerlendirilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının, hukuka aykırı arama kararından kaynaklı zararın tazmin edilmemesi sebebiyle etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
III. İNCELEME SONUÇLARI
Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı Tutma nedeniyle tazminat hakkı İhlal Yeniden yargılama
Özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkı Özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkı ile bağlantılı etkili başvuru hakkı İhlal
Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) Kanun yolu şikâyeti Konu Bakımından Yetkisizlik
IV. İLGİLİ HUKUK

KARAR

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

MAHFUZ GÜLERYÜZ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2020/25276)

 

Karar Tarihi: 9/1/2024

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Recai AKYEL

 

 

Selahaddin MENTEŞ

 

 

İrfan FİDAN

 

 

Muhterem İNCE

Raportör

:

Yusuf Enes KAYA

Başvurucu

:

Mahfuz GÜLERYÜZ

Vekili

:

Av. Türkan ASLAN AĞAÇ

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; haksız gözaltı tedbiri dolayısıyla ödenen tazminatın yetersiz olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, adli kontrol tedbirine dayalı tazminat talebinin değerlendirilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının, hukuka aykırı arama kararından kaynaklı zararın tazmin edilmemesi sebebiyle etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 13/8/2020 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne ve başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

5. Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir İl Başkanlığı organizesinde 21/2/2017 tarihinde İzmir'in Konak ilçesi Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde HDP İzmir il başkanı olan başvurucu bir basın açıklaması yapmıştır.

6. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca bu basın açıklaması ile ilgili olarak soruşturma başlatılmış ve başvurucunun terör örgütü propagandasını yapma suçundan gözaltına alınması talimatı verilmiştir.

7. 21/2/2017 tarihinde gecikmesinde sakınca bulunan hâl kapsamında arama talimatı verilmiştir. 22/2/2017 tarihinde iki kişinin ve avukatının eşliğinde başvurucunun evinde arama yapılmıştır.

8. İzmir 7. Sulh Ceza Hâkimliği 22/2/2017 tarihinde arama ve elkoyma işlemlerinin onanması talebinin kabulüne ve el konulan eşyalar üzerinde inceleme yapılmasına karar vermiştir.

9. Başvurucu 22/2/2017 tarihinde gözaltına alınmıştır. 25/2/2017 tarihinde kollukta başvurucunun ifadesi alınmıştır. İfadesi sırasında başvurucuya söz konusu organizasyonun kimin talimatıyla ve neden gerçekleştirildiği, söz konusu pankartın kimin talimatıyla ve neden açıldığı, diğer şüphelilerle ilişkisi, ikametgâhında yapılan arama sonucunda ele geçirilen kitapları bulundurma amacı sorulmuştur. Başvurucu hazırlanan pankartı HDP il yönetimi kararı doğrultusunda yaptırdıklarını ancak nerede kim tarafından hazırlandığını bilmediğini, hiçbir yasa dışı oluşumla bağının bulunmadığını, söz konusu basın açıklamasında herhangi bir yasa dışı örgütün propagandasını yapmayı amaçlamadığını, ülkede cereyan eden olaylar hakkında bilgi amaçlı bir açıklama olduğunu, evindeki kitapları okumak amacıyla aldığını, bu yayınlar hakkında toplatma kararı olduğunu bilmediğini, diğer şüphelileri parti üyesi olmaları dolayısıyla tanıdığını belirtmiştir.

10. Başvurucu 27/2/2017 tarihinde hâkim huzuruna çıkarılmıştır. İzmir 1. Sulh Ceza Hâkimliği 27/2/2017 tarihinde başvurucunun yurt dışına çıkamama, haftanın bir günü imza atma şeklinde adli kontrol altına alınmasına karar vererek başvurucuyu tahliye etmiştir.

11. Başvurucu hakkındaki adli kontrol tedbirleri de 13/9/2018 tarihinde kaldırılmıştır.

12. Başvurucu hakkında terör örgütünün propagandasını yapma suçunu işlediği iddiasıyla kamu davası açılmıştır.

13. Yapılan yargılama sonucunda başvurucunun beraatine karar verilmiştir. Beraat kararında iddianameye konu olayın şiddete çağrı, tahrik ve teşvik edici ya da silahlı direnişe ve isyana davet şeklinde veya insanda saldırgan duygular oluşturacak biçimde anlamsız bir nefret yaratarak şiddetin doğmasına uygun bir ortamı kışkırtacak nefret söylemi terör örgütü ile ilgili bir öğreti, düşünce veya inancın başkalarına tanıtılması, benimsetilmesi ya da yayılması amacıyla terör örgütlerinin cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek nitelik arz etmemesi sebebiyle suç unsuru taşımadığı; bu itibarla somut kamu davasına konu olayda terör örgütü propagandası yapma suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesine dayanılmıştır.

14. Beraat kararı istinaf edilmeden kesinleşmiştir.

15. Beraat kararının kesinleşmesi üzerine başvurucu tazminat davası açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu, gözaltı işleminin ve gece vakti arama yapılmasının hukuka aykırı olduğunu, hakkında verilen adli kontrol tedbirinin orantısız olarak sürdürülmesinin hukuka aykırı olduğunu, basın açıklaması yapması nedeniyle gözaltına alındığını, bir basın açıklaması yapmasının gözaltına alınmasını, gece vakti evinin basılmasını ve evinde arama yapılmasını gerektirmediğini, soruşturma makamlarınca gecikmesinde sakınca bulunan bir hâlin bulunduğunun ortaya konulamadığını belirterek 1.000 TL maddi, 20.000 TL manevi tazminatın ödenmesi talebiyle dava açmıştır.

16. İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesi başvurucuya 280,81 TL maddi, 2.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"Davacının gözaltında kaldığı tarihlerde belgeye dayalı bir geliri olmadığı nazara alınarak asgari ücretli kabul edilmiştir. Tüm bu veriler birlikte değerlendirildiğinde CMK 141 ve devamı maddelerinde öngörülen koşulların oluştuğu kabul edilmiştir.

Davacının adli kontrol tedbirleri altında iken mahkememizce hükmedilebilir nitelikte işini yapmasına engel olacak veyahut kazancını etkileyecek maddi bir zararı olduğuna dair dosya mucibinde herhangi bir kanıt ortaya konulmamış olması nazara alınarak davacının münhasıran gözaltında kaldığı tarihlere ilişkin maddi zarar kalemi hesaplandığında, o dönemki asgari ücret miktarı esas alınarak mahkememizce yapılan hesap uyarınca 280,81 TL maddi zararının oluştuğu, bu miktar ile haksız olarak gözaltına alınma tarihi olan 22/2/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,

Davacının gözaltında kaldığı süre ile bu süre zarfında özgürlüğünden mahrum kalması, hakeza maddi bir zarara neden olmasa bile davacı hakkında hükmedilen uzun süreli adli kontrol tedbirlerinin davacıda yarattığı manevi tahribat, terör örgütü propagandası yapma suçu gibi ağır bir iddia ile yargılanması, davacının sosyal statüsü, ekonomik durumu ve hakkaniyet ilkeleri göz önüne alınarak, ancak sebepsiz bir zenginleşmeye de neden olmayacak şekilde takdiren 2.000,00 TL manevi tazminatın davacıya verilmesine... [karar verilmiştir.]"

17. Başvurucu, dava dilekçesindeki iddialarını yinelemiş; öngörülen tazminat miktarının hakkaniyetten ve zararı karşılamaktan uzak olduğunu belirterek istinaf yoluna başvurmuştur.

18. Bölge Adliye Mahkemesi 13/7/2020 tarihinde maddi tazminatı 234 TL, manevi tazminatı da 300 TL olacak şekilde değiştirerek istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar vermiştir.

19. Başvurucu 13/8/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

20. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Şüpheli veya sanıkla ilgili arama" kenar başlıklı 116. maddesi şöyledir:

"Yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe varsa; şüphelinin veya sanığın üstü, eşyası, konutu, işyeri veya ona ait diğer yerler aranabilir"

21. 5271 sayılı Kanun'un "Gece yapılacak arama" kenar başlıklı 118. maddesi şöyledir:

"(1)Konutta, işyerinde veya diğer kapalı yerlerde gece vaktinde arama yapılamaz.

 (2) Suçüstü veya gecikmesinde sakınca bulunan hâller ile yakalanmış veya gözaltına alınmış olup da firar eden kişi ve ya tutuklu veya hükümlünün tekrar yakalanması amacıyla yapılan aramalarda, birinci fıkra hükmü uygulanmaz."

22. 5271 sayılı Kanun'un "Arama kararı" kenar başlıklı 119. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"(Değişik : 25/5/2005 –5353/15 md.) Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri arama yapabilirler. Ancak, konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılabilir. Kolluk amirinin yazılı emri ile yapılan arama sonuçları Cumhuriyet Başsavcılığına derhal bildirilir."

23. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat istemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

...

e) Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen,

...

i) Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler."

24. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat isteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her halde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir.

 (2) İstem, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa, en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanır."

25. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 19/12/2016 tarihli ve E.2015/12475, K.2016/13470 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir (benzer yönde bkz. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 16/10/2017 tarihli ve E.2016/11813, K.2017/7531 sayılı; 4/12/2017 tarihli ve E.2016/4925, K.2017/9688 sayılı, 17/12/2018 tarihli ve E.2018/7847, K.2018/12241 sayılı, 1/3/2021 tarihli ve E.2019/11325, K.2021/2035 sayılı kararları):

"Dairemizce gidilen içtihat değişikliğine göre; 5271 sayılı CMK'nın 141/1-i bendi gereğince arama koruma tedbiri nedeniyle tazminata hükmolunabilmesi için arama kararının ölçüsüz şekilde gerçekleştirilmiş olması gerektiği, tazminat talebinin dayanağı olan arama tutanağının incelenmesinde ise arama kararının ölçüsüz şekilde gerçekleştirildiğine dair herhangi bir emareye rastlanılmadığı dikkate alınarak arama koruma tedbiri nedeniyle davacı ... lehine tazminata hükmolunamayacağı ancak dosya içeriğine göre; davacının 15.11.2013 tarihinde saat 05:30 sıralarında yakalanıp adli muayene raporu da alınarak bilgi sahibi olarak saat 08:15 sıralarında ifadesinin alınması sonrası serbest bırakıldığı ve hakkında kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak suçundan kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğinin anlaşılması karşısında davacı lehine bu nedenle hak ve nesafet ilkelerine uygun makul bir miktar manevi tazminata hükmolunması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde yeterince araştırma yapılmadan davacının evinde arama yapılmasına dair arama kararının açıkça hukuka aykırı olduğundan bahisle davacı lehine 6.000 TL manevi tazminata hükmolunması, kanuna aykırı [dır]."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

26. Anayasa Mahkemesinin 9/1/2024 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

27. Başvurucu hukuka aykırı gözaltı nedeniyle açtığı tazminat davasında ödenen tazminatın yetersiz olduğunu belirterek adil yargılanma hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, uygulanan gözaltı tedbirinin hukuka aykırı olduğundan bahisle açılan tazminat davasında ödenen tazminatın yetersiz olması olduğundan şikâyetin Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü ve dokuzuncu fıkraları kapsamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı yönünden incelenmesi gerekir.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

29. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin bu iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

30. Anayasa Mahkemesi Gülseren Çıtak ([G.K.], B.No:2020/1554, 27/4/2023) kararıyla içtihat değişikliğine gitmiş, haklarında kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararı verilenlerin 5271 saylı Kanun’un 141. maddesinde öngörülen tazminat yolunu tükettikten sonra yakalama, gözaltı veya tutuklamanın hukuki olmadığı ve ödenen tazminatın yetersiz olduğu iddiasıyla yaptıkları bireysel başvurularda başvuru yollarının tüketilmiş kabul edilebilmesi için yalnızca 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi kapsamında bir tazminat davasının açılmasının yeterli olacağı sonucuna varmıştır. Zira bu hükümle yakalama, gözaltı ve tutuklamanın daha sonra verilen kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararıyla hukuka aykırı hâle geldiğinin kabul edildiği, dolayısıyla Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi uyarınca açılan tazminat davalarının Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası kapsamında olduğu değerlendirilmiştir. Bu çerçevede bu bent kapsamında açılan davalarda hukuka aykırılık kanun gereğince kabul edildiğinden ağır ceza mahkemesince bu bende dayanılarak tazminat ödenmesi durumunda Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası kapsamında yapılacak inceleme tazminat miktarının yeterli olup olmadığını belirlemekle sınırlı olacaktır (Gülseren Çıtak, §§ 36-39).

31. Derece mahkemelerinin tazminat için somut olayın koşullarına göre takdir yetkisi bulunmakla birlikte meydana gelen ihlalle orantılı olmayan önemsiz miktarda bir tazminat Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasına aykırı olacaktır. Öte yandan tazminat miktarı Anayasa Mahkemesinin benzer davalarda verdiği tazminat miktarına göre kayda değer ölçüde düşük olmamalıdır. Bununla birlikte hükmedilen miktarın Anayasa Mahkemesinin benzer durumlarda verilmesine hükmettiği tazminat miktarından düşük olması tek başına Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasının ihlal edildiği anlamına gelmez. Tazminatın Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasıyla uyumlu olup olmadığını değerlendirirken somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerekir (M.E., B. No: 2018/696, 9/5/2019, § 48).

32. Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında başvurucunun beraat ettikten sonra 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi kapsamında açtığı tazminat davasında başvurucuya bir miktar tazminat ödendiği görülmektedir. Dolayısıyla yapılacak inceleme bu miktarın yeterli olup olmadığının belirlenmesiyle sınırlı olacaktır. Somut olayda başvurucuya 300 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. Bu miktarın Anayasa Mahkemesinin benzer durumlarda ödenmesini kararlaştırdığı tazminat miktarına göre oldukça düşük olduğu ortadadır. Bkz. Ayşe Arslan, (B. No: 2019/34517, 13/9/2022) kararında 3 gün gözaltı için derece mahkemesince hükmedilen 500 TL de gözetilerek 4.500 TL; M.E. (B. No: 2018/696, 9/5/2019) ve M.Ş.T. (B. No: 2018/17073, 26/2/2020) kararlarında başvurucuların çocuk olması da gözetilerek 1 günlük gözaltı için 5.000 TL). Anayasa Mahkemesinin benzer durumlarda verilmesine hükmettiği tazminat miktarıyla aynı olması gerekmemekle birlikte tazminat miktarının somut olayın koşullarında tazminat hakkının özünü zayıflatacak kadar düşük olduğu sonucuna varılmıştır.

33. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 19. maddesinin -üçüncü fıkrasıyla bağlantılı olarak- dokuzuncu fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

34. Başvurucu; uzun süren adli kontrol tedbirleri nedeniyle oluşan zararlarının karşılanmadığını, derece mahkemelerinin yeterli gerekçe sunmadan bu konudaki taleplerini reddettiğini belirterek adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

35. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, § 16). Başvurucu hakkındaki imza atma yükümlülüğü şeklindeki adli kontrol tedbiri kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahale oluşturmadığından başvurucunun iddiaları adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmiştir.

36. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak hakkın kapsamı düzenlenmemiştir. 3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun'un Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasına "ile adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin 14. maddesinin gerekçesine göre "değişiklikle Türkiye Cumhuriyeti'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınmış olan adil yargılama hakkı metne dahil" edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa'nın 36. maddesinde herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu ibaresinin eklenmesinin amacının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde (Sözleşme) düzenlenen adil yargılanma hakkını anayasal güvence altına almak olduğu anlaşılmaktadır (Yaşar Çoban [GK], B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 53). Bu itibarla Anayasa'da güvence altına alınan adil yargılanma hakkının kapsam ve içeriği belirlenirken Sözleşme'nin "Adil yargılanma hakkı" kenar başlıklı 6. maddesinin ve buna ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadının da gözönünde bulundurulması gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 22).

37. Anayasa Mahkemesi Yahya Çevik (B. No: 2018/15454, 17/11/2021) başvurusunda 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde imza atmak suretiyle adli kontrol altında kalma nedeniyle oluştuğu iddia edilen zararlara karşılık açık bir yasal dayanağın bulunmadığını, ortada kanun tarafından açıkça veya dolaylı olarak kabul edilmiş bir hakkın varlığından söz edilemeyeceğini, yargısal uygulamaların da söz konusu taleplere ilişkin olarak savunulabilir medeni nitelikte bir hakkın kabul edilmesine dayanak oluşturabilecek ve imkân verecek düzeyde olmadığını belirterek adil yargılanma hakkı açısından konu bakımından yetkisizlik kararı vermiştir (Yahya Çevik, §§ 28-43). Somut başvuru yönünden anılan kararda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

38. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Özel Hayata Saygı ve Konut Dokunulmazlığı Hakları ile Bağlantılı Olarak Etkili Başvuru Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun iddiaları

39. Başvurucu; evinin hukuka aykırı ve ölçüsüz bir şekilde arandığını, isnat edilen suç ile evinin aranması arasında hiçbir hukuki bağın olmadığını, koşulları oluşmadığı hâlde gece arama yapıldığını, bu iddialarla açtığı tazminat davasının gerekçe gösterilmeksizin reddedildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

40. Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesinde dikkate alınacak "Özel hayatın gizliliği " kenar başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.

Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.

Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.

..."

41. Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesinde dikkate alınacak "Konut dokunulmazlığı" kenar başlıklı 21. maddesi şöyledir:

"Kimsenin konutuna dokunulamaz. Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin konutuna girilemez, arama yapılamaz ve buradaki eşyaya el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar."

42. Anayasa’nın "Devletin temel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5. maddesi şöyledir:

"Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."

43. Anayasa’nın "Temel hak ve hürriyetlerin korunması" kenar başlıklı 40. maddesi şöyledir:

"Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.

Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.

Kişinin, resmî görevliler tarafından vâki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır."

44. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, § 16). Başvurucunun hukuka aykırı arama işleminden kaynaklı zararlarının tazmin edilmesi talebiyle açtığı davanın reddedildiğine ilişkin şikâyetleri, Anayasa'nın 20. ve 21. maddeleriyle bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkı kapsamında değerlendirilmiştir. Etkili başvuru hakkı bakımından yapılacak incelemenin sonucuna göre bu aşamada özel hayata saygı ile konut dokunulmazlığı hakkı bakımından ayrıca bir inceleme yapılmayacaktır (aynı yönde değerlendirmeler için bkz. Murat Haliç, § 40; İlhan Gökhan, B. No: 2017/27957, 9/9/2020, § 40; Özgür Açıkgöz, B. No: 2018/30692, 19/10/2021, § 26).

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

45. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığı haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

46. Etkili başvuru hakkı anayasal bir hakkının ihlal edildiğini ileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını inceletebileceği makul, erişilebilir, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya (yeterli giderim sağlama) elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânı sağlanması olarak tanımlanabilir (Y.T. [GK], B. No: 2016/22418, 30/5/2019, § 47; Murat Haliç, B. No: 2017/24356, 8/7/2020, § 44).

47. Öte yandan şikâyetlerin esasının incelenmesine imkân sağlayan ve gerektiğinde uygun bir telafi yöntemi sunan etkili hukuk yollarının olması ilgililere etkili başvuru hakkının sağlanmasının bir gereğidir. Buna göre kişilerin mağduriyetlerinin giderilmesi amacıyla öngörülen yargı yollarının mevzuatta yer alması yalnız başına yeterli olmayıp bu yolun aynı zamanda pratikte de başarı şansı sunması gerekir. Söz konusu yola başvurulabilmesi için öngörülen koşullar somut olaylara tatbik edilirken dayanak işlem, eylem ya da ihmallerden kaynaklanan savunulabilir nitelikteki iddiaların bu doğrultuda geniş şekilde değerlendirilmesi, koşulların oluşmadığı sonucuna ulaşılması durumunda ise bu durumun yargı makamları tarafından ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklanması gerekir (İlhan Gökhan, §§ 47, 49).

48. Kişilerin etkili başvuru hakkı açısından sahip oldukları güvencenin kapsamı, ihlal iddiasına konu edilen hakkın niteliğine göre değişmektedir. Fakat genel olarak ifade edilmelidir ki Anayasa’nın 40. maddesi uyarınca sağlanması gereken başvuru yolunun hem teoride hem de uygulamada ileri sürülen ihlali önleme, ihlal devam etmekte ise sonlandırma veya gerçekleşip sona ermiş ihlallere yönelik olarak da makul bir tazmin imkânı sunma açısından etkili olması gerekmektedir (K.A. [GK], B. No: 2014/13044, 11/11/2015, § 71). Bu nitelikte bir başvuru yolu yoksa etkili başvuru hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılacaktır.

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

49. Anayasa'nın 40. maddesinin amaçları bakımından herhangi bir iç hukuk yolunun etkililiğinin değerlendirilmesi başvurucunun şikâyetinin mahiyetine bağlıdır. Arama kararının hukukiliğine ilişkin şikâyetler yönünden iki tür telafinin mümkün olabileceği görülmektedir. Bunlardan ilki, arama kararından kaynaklanan ve devam eden ihlalin sonlandırılması; ikincisi ise gerçekleşip sona ermiş ihlallere yönelik olarak makul bir tazmin imkânı sunulmasıdır.

50. Somut olayda başvurucu yalnızca bir tazminat elde etmek istediğinden arama tedbirinden kaynaklı olarak Anayasa’da öngörülmüş güvencelere aykırılık nedeniyle söz konusu hakların ihlal edildiğini özü itibarıyla tespit etme ve yeterli giderim sağlama imkânı sunan bir yolun bulunup bulunmadığı ve bu yolun aynı zamanda pratikte de başarı şansı sunup sunmadığının incelenmesi gerekir. Hakkın ihlal edildiğinin özü itibarıyla tespit edilmesi öncelikle arama kararının hukuka uygun olup olmadığının denetlenmesini zorunlu kılmaktadır. Dolayısıyla arama kararının hukuka uygun olup olmadığı yönünde mahkemeye bir denetim yetkisi vermeyen herhangi bir dava yolunun özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığı haklarına yönelik ihlali tespit etme kapasitesini haiz olduğu söylenemez.

51. Somut olayda başvurucunun arama kararının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla açtığı tazminat davası derece mahkemesince hiçbir değerlendirme yapılmadan reddedilmiştir. İstinaf mahkemesi de bu kararı esastan reddetmiştir.

52. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat istemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (i) bendinde, hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen kişilerin maddi ve manevi her türlü zararlarını devletten isteyebilecekleri öngörülmüştür. Bu konudaki güncel Yargıtay uygulaması, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (i) bendinde arama tedbiri yönünden öngörülen tazminat başvuru yolunun yalnızca aramanın ölçüsüz uygulanması hâllerinde işletilmesi şeklindedir. Arama kararlarının hukuka aykırılığına ilişkin şikâyetler yönünden anılan yolda bir değerlendirme yapılmamaktadır (Yargıtay kararları için bkz. § 26, benzer yönde tespitler için bkz. Hasan Akboğa [GK], B. No: 2016/10380, 27/3/2019, § 90).

53. Arama kararının ölçüsüz bir biçimde gerçekleştirilmesi arama kararının uygulandığı yer, zaman ve icra ediliş şekli bakımından her somut olay için ayrıca değerlendirilmesi gereken bir husustur. Bu durum çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir. Gündüz yapılması gereken aramanın gece yapılması gibi hallerde arama kararının ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirildiği söylenebilecektir. Başvurucu tazminat davası açarken arama kararının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüş olmasının yanı sıra şartları oluşmamasına rağmen gece arama yapıldığını da ileri sürmüş ve esasında arama kararının ölçüsüzlüğüne ilişkin de bir şikâyet dile getirmiştir.

54. Ancak yargısal makamların süreçte verdiği kararlara bakıldığında başvurucunun arama tedbirine ilişkin talepleriyle bir değerlendirme yapılmadığı görülmektedir. Derece mahkemesi başvurucunun iddialarının arama kararının hukuk aykırılığına veya ölçülülüğüne ilişkin olup olmadığına yönelik lehte yada aleyhte bir herhangi değerlendirme yapmamış, başvurucunun talebiyle ilgili bir karar vermemiştir. Başvurucunun arama tedbirine ilişkin iddiaları açısından bir değerlendirme yapılmamasının ve bunun bir sonucu olarak söz konusu talep yönünden hüküm kurulmamasının başvurucunun iddialarının incelenmesine ve uygun bir telafi şansı sunmaya elverişli olmadığı, temel hak ve hürriyetlerin ihlal edildiğine yönelik şikâyetin etkili bir şekilde incelenmesine imkân sağlamadığı açıktır. Neticede somut olayın koşullarında özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığı hakları bağlamında oluşan zararlarının tazmini konusunda başvurucuya asgari güvenceleri içerecek şekilde etkili bir hukuk yolu sunulmadığı sonucuna varılmaktadır.

55. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 20. ve 21. maddeleriyle bağlantılı olarak 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

VI. GİDERİM

56. Başvurucu 50.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

57. İncelenen başvuruda ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmıştır. Bu nedenle başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen bireysel başvuruya özgü yeniden yargılama kurumunun özelliklerine ilişkin kapsamlı açıklamalar için bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

58. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

VII. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Gözaltının hukuka aykırı olmasına rağmen tazminat ödenmemesi nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin -üçüncü fıkrasıyla bağlantılı olarak- dokuzuncu fıkrasının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Özel hayata saygı ile konut dokunulmazlığı haklarıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Gözaltının hukuka aykırı olmasına rağmen tazminat ödenmemesi nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin -üçüncü fıkrasıyla bağlantılı olarak- dokuzuncu fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 20. ve 21. maddeleriyle bağlantılı olarak 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2019/141, K.2019/221) GÖNDERİLMESİNE,

D. 18.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 9/1/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.